İs kokulu sabahlara uyanmaya alışkın olan adam, deniz kokusuna uyanınca derin bir nefes çekti; en derinine kadar. Sanki o nefesi ömrü boyunca saklayacakmış, deniz kokusunu en derinine mest edecekmiş gibi… Lekeli perdeden süzülen güneş ışığı, otelin hızlıca temizlenmiş lekeli bardağına düşüyordu ve duvarda gök kuşağının 7 rengi, onu yeni günün tazeliğine davet ediyordu.

Zaman hüznü umut geçe, yorganını savurdu genç adam ve yatağının kenarına oturdu.. Rüyalar görmüştü, insanlar her bir rüyada, hatırlamadığı..  Rüya dediğin mutlu etmez miydi? Rüyalarda gülümsemez miydi insanlar? Önceleri, gülümseyerek uyandığı rüyaları vardı adamın; huzur veren bir şarkı tadında her biri.. Şimdiyse gördüğü rüyaları hatırlamak bile istemiyordu.

Mavinin iki tonu, perdeyi aralamasıyla genç adamı selamladı; açığında beyaz dağınık lekeler.. Koyusunda, Konak – Karşıyaka Vapuru, beyazını bırakarak Ege’nin sularına, uzaklaşıyordu. Temiz bir hava, deniz kokusu, güneş, insanlar, hayat… Otel odasına tıkılıp kalmak da neydi! Önce sahile doğru yürüdü, sonra sahil kenarından Kordon’a doğru.. Deniz kokusu, martı sesleri, hafiften serin bir rüzgar, hüzünlü uyanan bir adam… Yakındaki kafeden duyulan bir keman sesi, dalmaz mı o gözler iki mavinin birleştiği yere… Kendine süre verdi, o sürenin sonuna kadar hüznünün yerini umuda bırakacaktı.. 10′a kadar saydı içinden, O’na kadar yetişmese de gözlerinin yaşı, derinindeki deniz kokusuna karıştı damla damla..

3,

2,

1,

ve süre bitti genç adam!

İçindeki hüzün kırıntılarını topladı çabucak, gözünü sildi, derinine bir İzmir nefesi daha çekti.. Karşıyaka’dan dönen Konak Vapuru, sanki adamı selamlamak istercesine çaldı düdüğünü; peşi sıra, dalga dalga Ege vurdu genç adamın kıyılarına.. Güneş, bir kaç dakikadır önünü kapatan bulutun arkasından sıyrıldı ve adamın ayak ucundan başladı yer yüzüne tekrar vurmaya, aydınlık ilerledi yavaş yavaş Alsancak’a doğru.. Yürümeye devam etti adam, Alsancak İskele’ye kadar, sonra geri dönmeye karar verdi ve yine Kordon, Pasaport İskelesi, Konak ve oteline girdi.. Kapısını açtı, ayakkabılarını çıkardı, yatağına uzandı. Başını yastığa koymasıyla uyudu, hüzünle uyandığı güne, sıcacık gülümseyerek…

Rüyadan uyandı sonra; deniz kokusuna, güneşe, iki ton maviye ve martı seslerine uyandı.. Şehri selamlayan Karşıyaka Vapuru’nun samimi düdüğüne uyandı.. Aşağıdaki kafeden gelen keman sesine uyandı.. Ege’ye uyandı buram buram.. Bir rüya görmüştü, hayal meyal, çok azını hatırladığı.. Yatağına uzanmıştı rüyasında ve gülümseyerek, 10′a kadar sayamadan uyumuştu.. Fark etti ki, uyanırken de devam etmişti gülümsemesi; ve genç adam, uzun zaman sonra bu kez, özlediği gibi gülümseyerek uyanmıştı.

The following two tabs change content below.

Can Atasever

Ankara
ODTÜ'lü bir öğrenci.. Çapulcu. Sporcu. Galatasaraylı, çArşı sempatizanı. Kahve aşığı. Keyif adamı. Beyoğlu’na mest, İstiklal ve TOMAlı Hilmi'ye hayran olur, Bodrum’a bayılır, İzmir dedin mi aklına rakı balık gelir.. Boydan 179, çaprazlama 185..

2 Yanıt

  1. Tülay Atasever diyor ki:

    Harika bir İzmir yazısı..Teşekkürler..

  2. ercan atasever diyor ki:

    Yüreğine sağlık

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


8 − = bir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>